Fehmi Koru: Özgür Özel siyasi tarihimizde benzeri nadir bulunan bir zafer kazandı; başarısı ‘Pirüs zaferi’ne döner mi?

Fehmi Koru*

Bizde, siyasi partilerde, zamanı geldiğinde “Benden bu kadar” diyerek ceketini alıp koltuğunu terk eden lider pek çıkmıyor; koltuğuna yapışıyor lider, yerini bir başkasına bırakması için ya daha önemli bir yere gelmesi ya da …

Hatta bazen daha önemli bir yere gelenin bile parti başkanlığını bırakmadığı oluyor…

CHP delegesi dün gece pek becerilemeyeni yaptı, partisinin genel başkanını değiştirdi.

Bu başarıda en büyük payın sahibi olan yeni genel başkan Özgür Özel’i tebrik etmek gerekir.

Kemal Kılıçdaroğlu ikinci tura kadar direndi ama o turda Özgür Özel’in 812 oyuna karşılık ancak 536 oy alabildi.

[İlk turda Özel 682, Kılıçdaroğlu 664 oy almıştı; Özel 2 oy daha almış olsaydı, seçim ilk turda bitecekti.]

CHP’de liderin delegeler eliyle değiştirilmesi ilk kez olmuyor. 12 Mart (1971) askeri müdahalesinin kendisine karşı yapıldığını söyleyip partinin genel sekreterliğinden istifa eden Bülent Ecevit, bir yıl sonra yapılan (7 Mayıs 1972) CHP Kurultayı‘nda, müdahale sonrası kurulmuş askeri hükümete bakan veren İsmet İnönü’nün karşısına çıkıp delege eliyle genel başkan seçilmeyi başarmıştı.

İnönü 14 Mayıs 1950 genel seçimini kaybedip cumhurbaşkanlığını terk etmek zorunda kaldığında bile, kurucusu olduğu partinin liderliğini bırakmamıştı.

Özgür Özel delegeler önünde yaptığı konuşmada bolca Ecevit’e atıfta bulundu zaten.

Ecevit ile Özel arasında önemli bir benzerlik var: Özel de Ecevit gibi iyi bir hatip. Kitleler önünde konuşurken düzgün cümleler kurabiliyor, karşısındakileri etkileyebiliyor. Dünkü başarısında kurultay konuşmasının payı yüksekti.

Şimdi ne olacak?

Ne olacağının bazı ipuçları yeni genel başkanın konuşmasında vardı.

Uzun konuşmasında, Özel, yalnızca CHP’ye genel başkan olmayı hak ettiğini değil, ülkeyi 22 yıl yöneten iktidarın sonunu getirebileceği hissini de delegelere verebildi. Sanıyorum, Özgür Özel, AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın karşısında ciddi bir rakip olduğunu ispatlamaya çalışacak.

 Önümüzdeki dönem daha yıpratıcı bir CHP muhalefeti görebileceğiz.

Adaylığını ilan ettiği ilk günden beri kullanmaya başladığı ‘değişim’ sloganı herhalde bundan sonra da sıkça tekrarlanacak. Değişim de, en elle tutulur haliyle, bugün yapılacak Parti Meclisi (PM) üyeleri seçimi sırasında Özel’in isim tercihinde görülecek.

PM üyelerinin yenilenmesini, Kılıçdaroğlu’nun yakın mesai arkadaşlarının -hatta bütün kadrosunun- partinin görünür yerlerini terk etmeleri izleyebilecek. Özel konuşmasında bunun sözünü verdi.

Tabii Kılıçdaroğlu dönemine damga vuran, CHP’yi eli seçimlerde ona oy vermeye gitmeyen daha geniş kitlelere açmak için benimsenmiş yöntem de tarihe karışacaktır…

Helalleşme…

‘6’lı masa’ kavramıyla ünlenen ittifaklar…

Özde CHP’li olmayan isimlerle yol arkadaşlığı…

Bütün bunlar tarihe karışacak…

Geriye, iki yoldan biri kalıyor:

Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si öncesinin ’28 Şubat dönemi’ ile özdeşleşen yönelişi…

Bülent Ecevit’in önce ‘ortanın solu’, daha sonra da ‘demokratik sol’ kavramlarıyla CHP’yi çekmeye çalıştığı -ve başaramadığı- kulvar…

Hangisi: ‘Ulusalcı’ yöneliş mi, ‘sosyal demokratik’ yol arayışı mı?

Tabii bir de, Özgür Özel’in genel başkanlık arzusunu destekleyen İstanbul’un Büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ‘değişim’ sözcüğüne yüklediği anlam var.

İmamoğlu, ‘Oksijen’ gazetesinde ‘Türkiye için yeniden…’ başlığı ile yayımlanan manifestosunda, CHP’yi 2010 öncesinin ‘Ulusalcı’ yöneliş veya 1970’lerin ‘sol’ arayış günlerine döndürmeyi değil, çok daha farklı bir yola yerleştirmeyi teklif ediyordu.

Okuyalım:

“Önümüzdeki dönemde hatalarımızdan dersler çıkarıp milletimizin değişim arzusunu hayata geçirecek bir siyaset inşa etmek zorundayız. Bunun için yeni yaklaşımlar, yeni bir dil, yeni kadrolar, yeni bir örgütlenme, kısaca yeni bir siyaset gerekiyor. Ancak tazelenmiş, cesur ve dönüştürücü bir siyasetle bu karanlık tünelden çıkıp Cumhuriyetimizin kuruluş amacı olan medeniyet sıçramasını gerçekleştirebiliriz.’’

Üçüncü bir yol…

Tanım cazip ama CHP’ye tam uymuyor. CHP’nin sahip olabileceği bir kimliğe de benzemiyor. Zaten bu sebeple de, manifestosunu okuduğumda, şu tespitte bulunmuştum:

“İş yeni parti kurmaya kadar varır mı? / Elde yeni bir partinin programına yeterli malzeme teşkil edebilecek bir metin var ama Ekrem İmamoğlu işi o noktaya kadar vardırır mı, doğrusu bilemiyorum. / Deneyebilir.”

Lafı uzatmaya gerek yok, olanın özeti şu: Özgür Özel dünkü zaferiyle zoru başardı.

Umarım, başarısı ‘Pirüs zaferi’ olmaz.

[Vikipedi ‘Pirüs zaferi’ kavramını şöyle tanımlıyor: “Pirus zaferi, kazanan üzerinde o kadar yıkıcı bir etki yaratan bir zaferdir ki, bu durum neredeyse bir yenilgiyle eşdeğerdir. Böyle bir zafer, gerçek anlamda bir başarı duygusunu yok eder veya uzun vadeli ilerlemeye zarar verir. Bu deyim, Makedonyalı Pyrrhus’un sözüne dayanır.”]

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden aynen alınmıştır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x